feryadname

tıbbiye’ye ağıt
“Rüyaların bile hülyasına cesaret edemeyeceği o canım, güzelim, o büyük TIBBİYE yakılıp yıkılmıştır.. “
Hükümet(ler)in; TTB ve Akademia’yı dışlayarak Ulusal Sağlık Otoritesi’nde tek güç olmasından sonra, uzun yıllar içindeki türlü baskılarla ve de son KHK ile, mesleki değerlerini değiştirmeye zorlananan TIBBİYELİLER için.. su’ad ibn-i bekir’in*, ebu-l beka salih b. şerif 'in “Endülüs’e Ağıt”ından adapte ettiği Feryadname’dir..
(*) su’ad ibn-i bekir (bekir oğlu suat tülek – emekli hekim, ankara – 15 kasım 2011)

feryadname

çıkan iner, kalkan düşer, her yükselişin var bir sonu
niçin bunca gurur.. maldan, mülkten, addan sandan insanoğlu.

oluşta ne var ki olduğu gibi dursun, hiç değişmesin.
sen de gök gibisin, bir gün masmavi güneşlik, bir gün bulutlu.

bu dünya kime kalmış, yaramış ki kalsın yarasın sana da.
yok hiçbir çizgisinde bu yeryüzünün ölmezlik rengi ve ölmezlik kokusu

zaman değişmek bilmez kesin ölçülü ve hükümlüdür:
geri döner, paralar sahibinin zırhını, kılıçlar ve kargılar ileri doğru işlemez oldu mu.

zaman bu, ona ne KHK dayanır ne de keyfi uygulamaları sultanların.
Kanun-i Muvakkat’lar eskir, KHK’lar çürür, o KHK’lar ki dünyanın en sarp yurdu

ah! Türkiye’de tababet’e göz değdi, yağdı KHK maddeleri yağmur gibi.
şimdi o canım yurdum şehirlerinde, tababet’in ne namı var ne nişanı;
sanki hiç olmamıştı, sanki baştanberi yoktu.

de bana.. nerede, o taçlı hekimleri ülkemin.?
Refik Saydam’ları, Hikmet Boran’ları, Nusret Fişek’leri
de bana.. onların taçlar içinde bile taç olan taçları ne oldu?

224 sayılı sosyalizasyon kanununun sağlık ocakları,
ülkemin'in ebedî sanılan SSK’ları ne oldu?

beyaz eylemleri yığdı yığdı da bir dağ yaptı TTB, hani o dağ?
hani hak, hani hukuk, hani tababet, iyi hekimliğin köpüren yurdu?

reddi mümkün olmayan bir hâle uğradılar.
bir masal oldu onlar, bir varmış bir yokmuş, bir toz toprak bulutu

o taçlar, o kurumlar, o tıbbiye bir rüyadır artık
her biri, hayalden geçen gölge gibi, zamandan geçip durdu.

gün oldu, zaman denen yaman er, sağa döndü Tababet’i uçurdu bir vuruşta;
sola döndü TTB’yi. TTB’yi ne yasalar, ne hekimler kurtarabildi, korudu.

yeller esti saltanatının yerinde yellere hükmeden TIBBİYE’nin,
zamanın fâciaları türlü türlüdür: o ne zengin fâcia bezirgânı!
iki burçlu bir kaleyse o, sevinç bir burcu, hüzün bir burcu.

her fâciayı unutmak mümkün, olup biten bütün bunları unutulabilir
ama İYİ HEKİMLİĞİN başına geleni avutacak ne bir neşe olabilir,
ne unutturacak bir korku.

tababet üstüne öyle bir felâket çöktü ki, yok bir eşi.
dehşetinden medine'de uhud, necid'deki şehlan dağları yerinden oynadı,
bir deprem ki, yer yarıldı arz boyu.

güzelim sağlık ocakları tababet binasının temeliydi,
birer köşe taşıydı bunlar. kül haline geldikten sonra yaşamak boşun boşu

SSK'yı bir sor, Devlet Hastanelerinin hali nicedir?
Aile Hekimlerinin başına gelenler? Üniversiteler ne oldu?

toprağı buram buram bilgi tüten üniversiteler,
bilginlerinin adı ta uzaklarda çınlayan üniversitelere ne oldu?

nerede bilimin o ışıklı aydınlık bahçeleri, güneşi tazeleyen bahçeleri,
tükendi mi çılgın çılgın akan bilim dolu nehirlerin suyu?

yüce tıbbiye, yârinden ayrılmış bir genç gibi.
güçlü bir genç gibi, sessiz fakat gözünde gözyaşı dolu.

İyi hekimlikten boşalıp PERFORMANS karanlığıyla dolan
Türkiye için, ulu tıbbiye karalar bağladı, gece gündüz yas tuttu

hastaneler ticarethanedir artık, asklepion’un logosu yerine Dolar işareti asılı
bitmeyen bir pazarlama yarışı, reklamların baykuş uğultusu..

binalar ki taştandır, pencereler kapılar ki ağaçtan,
canlı cansız ne varsa bu hâle inledi durdu.

ey ibret dolu geçmişten ibret alacak yerde,
günübirlik işlere dedikodulara batmış kişi!
sen uyu bakalım; ama zaman için ne demek dinlenmek, ne demek uyku!

ey göğsünü gererek "benim hastanem, benim saltanatım" diyen,
kurumundan geçilmiyenler! siz KHK’yı incelediniz mi?
KHK’dan sonra hangi tür hizmet, verir insana hekimlik duygusunu?

KHK ile başımıza gelen felâket tarihin bütün felâketlerini unutturdu;
ama dünya durdukça unutulmayacak, yâd edilecek bir felâkettir bu!

ve siz her türlü hastalığa şahin gibi uçan,
yay gibi gergin arap atlarının üstüne kurulu hekimler!
ve siz KHK karanlığının toz dumanı içinde
pırıl pırıl beyinleriyle kahramanlar ordusu!

KHK iletababetin düştüğü zavallı durumdan var mı haberiniz?
her yer,Kanunsuz Hukuksuz Keyfi uygulamalar felâketini duydu,
sizin kulağınız sağır, gözünüz kör, kalpleriniz mefluç mu?

ölen tıbbiye, esir hekimler, ufuklara bakıp bizden
imdat ummuş beklemişti, son ana dek. hiç düşündünüz mü bunu?

onların sesi, insan olanın yüreğini eritirken,
sizler, onların kardeşleri, kayıtsız, halinden memnun ve haz maymunu!

yürekli, utanan, alçalmaktan korkan kimse kalmadı mı yeryüzünde?
hak hukuk peşinden giden, kendini insan sağlığına adamış tek kişi yok mu?

dünyanın yücesiydi bu meslek, şimdi KHK’nın kölesi.
neler çekiyorlar? yüzleri bile tanınmaz hâle geldi. yarabbi ne kaderdir bu!

kendi yurtlarında bey idiler, şimdi küfr ülkesinden geleceklere uşak.
ululuğun doruğundan eziliş uçurumuna yuvarlanan iyi hekimliğe acıyan yok mu?

alçalışın örtüsü kalın bir gece gibi sarmış dört yanlarını.
birlikteliksiz , şaşkın, olup bitene hayrette, gözleri büyümüş, bakışları korkulu.

sen de şahit olsaydın benim gibi onların
etik değerlerinden koparılıp satılışlarına tıp pazarında, ey tanrı kulu.
o hıçkırıklar senin de aklını komazdı yerinde benim gibi.
canı vücuttan çeker gibi ayırdılar anadan yavrusunu.

ya o gencecik hekimler ki, yakuttan ve mercandan dökülmüşlerdi sanki.
ve sabah bir dağ ucundan yeni çıkan bir güneşin masumluğu

içinde meslek aşkı dolu bu hekimleri de sürükleyip götürdüler,
haykırışları yırttı gökleri. yürekleri parça parça, analar babalarsa kan kustu.

daha ne anlatayım, yüreklerin erimesi için, bir tanesi yeter anlattıklarımın;
eğer o yüreklerde haktan hukukdan bir eser varsa elbet EY HEKİM DOSTU !